Leblebi

Deniz Başıbüyük – Leblebi – Roman


Gizli Bir Kahramanın Öyküsü: Leblebi

Leblebi, Anadolu’nun asil çocukları olan Hititlerin, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın ve İpek Yolu’nun geçtiği topraklarda, ihtişamını ambalajına, fiyatına yüklemeden, özüne yüklemiş bir kuruyemiştir. İç zenginliğini sade ve abartısız bir şekilde, birilerine sunmaya çalışmadan yansıtır leblebi. Ona alışan ve her yerde onu arayanların sayısı onu pazarlayanlardan azdır. Bu kitaba konu olan gizli kahramanı, en iyi anlatan kuruyemiştir leblebi. Çıkış noktaları ve duruşları aynıdır. O gizli bir kahraman ve Anadolu’nun asil çocuğudur. “Leblebi” bir gidişin hikâyesidir. Asaletine tutunarak kolaylaştırılmaya çalışılan bu gidiş hikâyesi, gizli bir kahramanın sureti üzerinden, Anadolu’nun tüm gizli kahramanları fark edilsin, hatırlansın diye yazılmıştır. Deniz Başıbüyük, okurunu acının sınırlarında ustalıkla dolaştırıyor… “Leblebi”, farklı ve sarsıcı bir ilk roman… Gizli kahramanlarıyla yaşayanlara, gizli kahraman olanlara…

***

Satın almak için: http://t.co/kL0weJ7

FacebookShare

Yedi Gün Duası

Zerrin Soysal – Yedi Gün Duası – roman

Gerçek görünen midir yoksa görünenin ardına gizlenen mi?

Gidenin yükü mü daha ağırdır, geride kalanın mı?

En çok sevdiklerimiz incitir bizi; peki sevgiyle nefret arasındaki sınırı kim çizer?

Zerrin Soysal, ilk romanı “Yedi Gün Duası”yla okurlarını uzun ve edebiyat lezzetiyle donatılmış bir yolculuğa çıkartıyor. Başarılı kurgusu ve dramatik yapısıyla bu roman, aklınızı uzun süre meşgul edecek…

Bu kitapta Zeynep’le birlikte insan ilişkilerine dair birçok soruya yanıt arayacak, yaşamınızdaki insanlara başka bir gözle bakmaya başlayacaksınız…

“İstiyorsan gel ama eve dönmem için ısrar etme. Yalnız kalmak istiyorum. Kafamı toplamak istiyorum. Kendimi bulmak, Zeynep kim, dostum düşmanım kim anlamak istiyorum. Karlıdağ’a tırmanacağım, gerçek aynasına bakacağım. Anladın mı, gerçek aynasına bakacağım.”

Vücudum hıçkırıklarla sarsılıyor, gözyaşlarım parmaklarımın arasından sızıp dirseklerimden kucağıma damlıyor. Halam telefonumu çekip alıyor elimden.

“Zeynep iyi canım. Benim yanımda, merak etme. Bir şeyi yok, annesinin ölümüne ağlıyor. Gelmeye falan da kalkma, gereği yok.”

Halam Mehmet’i çok seviyor.

FacebookShare

Hayata Yetişmek

Aslı Solakoğlu – Hayata Yetişmek – öykü

Aslı Solakoğlu, usta yazar Adnan Özyalçıner ile birlikte çıkardıkları İç kitabından sonra yoluna devam ediyor. Kenar mahalle yaşantılarını konu edindiği öykülerinde, iç dünyası ile dış dünya arasındaki gerilimi çözmeye çalışan, varoluşlarını bu sızıda bulan bireyleri, daha çok kadınları anlatıyor. İnsanın onulmaz acısı olan ölümün yarattığı yaşamsal labirentlerde, gündelik hayatın baskısıyla da sıkışan insanın anlık iç çekişlerini, toplumsal konulara duyarlı tavrı ve kullandığı şiirsel dil ile harmanlayarak özgün bir öykü evreni yaratıyor.

Kimi öyküde ayağını toprağa gömmüş kentli, yalnız bir kadın; kiminde hiç toprağı olmamış çalışkan bir göçer kadın; kiminde de bir avuç gün ışığının aydınlattığı toprağı, çocuklarının açlığıyla yoğuran Doğulu bir kadın aracılığıyla sesleniyor okura. Hayata Yetişmek, öyküseverlerin gözden kaçırmaması gereken bir eser.

***

“Bulutu beklemektir hayat: Yağmur, kar, dolu… Hangisiyle ıslansa, o olur insan. Hangi sözle yıkansa ona benzer zamanla. Gökyüzü ne zaman ağlasa, konuşana; ne zaman sussa, bekleyene dönüşür. Bulut olup bekler insan bazen.”

***

“İnsanın acısını akıtacağı bir yer olmalı. Eski aşklarını gömebileceği… Örneğin bir çimenlik, toprağı açıkta bir çimenlik olmalı. Bahar yeşilinin arasından hayat görünmeli, kurduyla solucanıyla. Çıplak ayakları ısırganlar dolamalı, yakmalı insanın canını.

Yürümeli. Gözleri kapalı yürümeli insan o acıyla, sonra tombul bir serçe konmalı omzuna. Tombul ama aç dünyaya doğru yürünmeli beraber.

İnsanın acısıyla büyüyebileceği bir yer olmalı.”

FacebookShare

Sana Şiir Yazmasam Olur mu?

Yeşim Ağaoğlu – Sana Şiir Yazmasam Olur mu? – şiir

Şair Yeşim Ağaoğlu yeni şiir kitabı “Sana Şiir Yazmasam Olur mu?”da farklı bir duyarlılıkla çıkıyor karşımıza. Şiirlerinde insanı, aşkı ve yalnızlığı başarıyla ve kendine has üslubuyla işleyen Yeşim Ağaoğlu, şiir okurunu sihirli sayfalara davet ediyor. Şiirin yanında çağdaş sanat çalışmaları da üreten şair, şöyle sesleniyor tüm şiirseverlere:

 

‘hiç şiirsiz bir kadın tasavvur edebilir misiniz

her kadın şiirdir, her şiirde bir kadın vardır’

ne güzel söylemiş söyleyen

peki her şair biraz kadındır desem

kızarlar mı bana en erkek şairler

ben de biraz kadınsam ne olmuş yani

hay ağzından öpeyim selma rıza

 

FacebookShare

Bir Şehir Varmış Bir Şehir Yokmuş

Bir Şehir Varmış Bir Şehir Yokmuş – Özlem Özyurt – Öykü

Özlem Özyurt ilk kitabı “Bir Şehir Varmış Bir Şehir Yokmuş” ile şimdiden başarılı bir isim olacağını kanıtlıyor. Tüm öyküseverlerin mutlaka okuması gereken, çekici bir ilk kitap. Hayalle gerçek arasında bir tercih yapın, sayfaları hızla çevirin… Büyülü bir yolculuğa davetlisiniz!

Özlem Özyurt, 1980 Ankara doğumlu. Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü’nü bitirdi. Yazı ile ilişkisi, üniversite yıllarında Galatasaray Üniversitesi Detay Dergisi’nde ve İstanbul  Kültür Sanat Vakfı’nın internet portalı olan www.istanbuldostlari.org’da editörlük yaptığı dönemde başladı. Milliyet Sanat Dergisi’nde çeviri ve derleme haberleri; Varlık, Kaçak Yayın Dergisi ve www.altzine.net internet sitesinde öyküleri yayımlandı. 2005-2009 yılları arasında Mario Levi, Murat Gülsoy ve Semih Gümüş’ün Yaratıcı Yazarlık Atölyeleri’ne katıldı. İlk öyküleri atölye çalışmaları sırasında ortaya çıktı. 2006-2008 yılları arasında atölyedeki arkadaşlarıyla beraber Yazı Değirmenleri (www.yazidegirmenleri.com) adını koydukları sanal edebiyat dergisini hazırladı. Şu anda İstanbul’da bankacılık yapıyor. “Bir Şehir Varmış Bir Şehir Yokmuş” yazarın ilk öykü kitabıdır.

“Bir bahar ertesinde, vakit ikindiye varmışken, ötedeki şehirler küçük gelir olmuş, dam üstüne dam çıkmak helâl sayılmışken, bir bulut indi yeryüzüne, yaz da bitti, gölgeli günler başladı. Uzaklardaki şehirler boşaldı, mucize şehir insan doldu taştı. Kuruluşunu zaten ilk baştan beri mucize saymışlardı. Toprağı bereketli denen şehir, çok uzaklardan çalışmak üzere gelen insanlara kapılarını açmakta gecikmedi. Çoluk çocuk, tası tarağı toplayıp geldi. Nerede aç oradan kaç, nerede aş oraya yanaş diyenler soluğu mucize şehirde aldılar. Çoğu hamallıkla ya da kazma kürekle çalışarak işe başladı. Bazılarınınsa ne hamallık yapmak için ipleri ne de amelelik yapmak için kazma ve kürekleri vardı.”

FacebookShare