“Eski Sevgililerinizden Kurbağa Yapılır” – Özlem Kumrular

Geliri SOMA’ya bağışlanan muhteşem bir kitap: “Eski Sevgililerinizden Kurbağa Yapılır” 

Yok, sonradan böyle olmadım, tam olarak böyle doğdum. Sürprizli bir “hayat vakaları silsilesi” içinde şehirden şehre, ülkeden ülkeye savrulurken bir insan evladının başına fiziksel olarak ne gelemezse o beni buldu. Bu kitapta Küba’nın, Trinidad sahillerinin, Ljubljana, Malta, Sakız Adası, Ohrid, Belgrad, Limoges, İtalya’nın kimseciklerin gitmediği şehirlerini vesaire koordinatı birlikte dolaşıp gülelim istedim.

Bu kitapta unuttuğunuz kitapları, hiç görmediğiniz yerleri, memleketimin şenlikli Rock müzisyenlerini, yazarlarını, kelimelerin nereden geldiğinin en bitirim hikâyelerini, Napolililerin koskoca Amerikan kruvazörünü sis altında limandan nasıl çaldığı gibi sayısız gerçek vakayı, Fidel’in ne yemeyi sevdiğini, Che’nin hangi dersten kaldığını öğrenecek, hiç bilmediğiniz yemekleri tadacaksınız.

Kahramanlarımız yakın çevremdem: Karnaval gecesinden doğrudan üniversitedeki dersine tavşan kılığında giden bir tarih hocası (olay Salamanca’da geçiyor), Kemancı’da büyütülmüş üç yaşında bir kardeş, tatile gitmeden önce 100 tane civcivi yarım çuval mısırla komşuya bırakan çılgın bir çift, felsefe okula olarak kullanılan bir deniz fenerinin maceraperestleri, Türkiye şartlarında görüp görebileceğei tek prens Çokoprens olan bir dizi kız arkadaş, danaya ortak olan bir Sardinyalı, “Hocam Madame Bovary’den hangi kitabı okuyayım?” diye soran öğrenci modelleri, Ekvador devlet başkanı Rafael Correa ve kimler kimler… Ruhu çocuk bahçesinde kalmış bir kızın maceralarıyla bırakın pencerenizden içeri kahkaha girsin.

“S.ktir Git İsakovski” – İgor İsakovski – Çeviri: Gökçenur Ç.

Bukowski, Eski Yugoslavya’da doğsa, çocukluğunda ülkesi parçalansa, iki kızı olsa, şiir kitapları yayınlayıp bisikletiyle dört ülkede dağıtıyor olsaydı neler yazardı? Çağdaş Makedon şiirinin en güçlü temsilcilerinden biri İgor İsakovski’nin şiirleri saçlarınızı okşamadığı anlarda suratınıza bir tokat gibi iniyor.
- Gökçenur Ç. -

bugün yine birinin doğumgünüydü
bugün yine biri gömüldü

bugün: evlilikler, cinayetler, öpücükler ve kan.
bugün. yarın yine. aynı dün de. bugün:
ıssız ellerime yağıyor yağmur, kente yağıyor
bir sirk çadırına yağar gibi, yağıyor herkesin üstüne,

sevgilim ikimizin üstüne. geri dön diye
yalvaran sesimin,
açlıkla yağmaladığımız yağmurun üstüne,
açık ağızlarımıza. rüzgârın arasından, küçük damlacıklarla.

keşişlerin ve kasiyerlerin üstüne yağıyor yağmur,
palyaço maskelerinin, tören alaylarının,
iğrenç aksesuvarların üstüne. yağmur, bugün.
taştan doğruluğa ve küçük yalanlara.

“Çarşı Ulan!” – Erk Acarer

Bu kitabın geliri yazarı tarafından “1 Umut Derneği”ne bağışlanmıştır.

19.03, aşkın saati…
Akrep ve yelkovan siyah beyaz bir kadranın ortasında “başkaldırı” sertliğinde dönüyor.
Ihlamurdere Caddesi hıncahınç insan dolu. Kadınlar, adamlar, gençler, yaşlılar kol kola. Omuzlarda çocuklar var. Siyah beyaz bayraklar sallanıyor. Sloganlar korna seslerine karışıyor. Meşaleler yakıldığı vakit Taksim’e doğru yürüyüş başlıyor. Her adımda kalabalık daha da artıyor. En öndeki kırmızı pankartın üzerinde siyah, kalın harflerle “çArşı” yazıyor. Valideçeşme’den Nişantaşı’na uzanan yolda insan sayısı on binlerle ifade ediliyor. Yol üzerindeki evlerin camlarından, balkonlarından bakanlar yürüyüş koluna çiçekler yağdırıyor. Orada olanların hiçbiri, hiçbirimiz o akşamüzeri güneşini de, omuzlarımıza düşen karanfilleri de asla unutmayacak, unutmayacağız.

Nişantaşı’ndan Harbiye’ye ulaşan istikamette hep bir ağızdan bağırılıyor: “Sosyete uyuma, direnişe sahip çık!”
çArşı bir derbi maçına değil, adeta güneşe doğru yürüyor. Tarihte eşi benzeri olmayan, tüm dünyanın huşu içerisinde seyrettiği bir fenomenin, bilinen ezberleri tuz buz etme öyküsü bu! Bir futbol takımının taraftar grubu alışılmamış biçimde hatırı sayılır toplumsal mücadelenin ana dişlisi oluveriyor. Haziran Direnişi hafızalara çArşı’yla kazınıyor…

“Barış Ne Oldu Bilmiyorum” – Namık Kemal Behramoğlu

Bu yazılanlar, genç yaşta noktalanan bir insan hayatının hikâyesidir… Gerçeğe sadık kalınmış, abartılmamış, yaşananların yansıtıldığı bir hayatın hikâyesi… Uzun süre düşündüm: Bir kısmına tanık olduğum, bir kısmını bu insandan ve yakınlarından dinlediğim bu acı dolu, kahır dolu, ihanet dolu, sevgi ve özveri dolu kısacık hayatı yazmalı mıyım diye!.. Beni derin biçimde etkileyen, hayata bakışımı zaman zaman altüst eden bu insanın hayatını yazmakla ona haksızlık eder miyim diye düşündüm. Çünkü o yaşamıyor artık. Onun izni olmadan, bunların yazılması ne ölçüde dürüst bir davranış olur? Karar veremedim uzun süze. Sevgiyi, sevdayı, onurlu olmayı kısacık hayatına sığdıran ve beni ölümü ile hüzne boğan bu insanın hayatını yazmaya karar verdim sonunda. İzin alabileceğim aklı başında kimsesi olmadığı için, bu hayat hikâyesinde sadece isim değişikliği yapmak zorunda kaldım. - Namık Kemal Behramoğlu

in Anı | 198 Words

“Şey” – Mutlucan Güvendir – Şiir

İzmir’de yaşayan, yıllardır şiir dergilerinde şiirleri yayımlanan şair Mutlucan Güvendir, ilk şiir kitabı “ŞEY” ile şiir okuruna merhaba diyor. “ŞEY”, oyunlarla dolu çarpıcı bir şiir yolculuğu…

Akşamsız kalma, yüzünü indir şuraya,
bin tabut kokusuyla taşındın tenhadan 
susamış bir yangından geçip de geldin 
gecenin defterinden dökülen uykuya

“Sevgisiz” – Sertap Yar – roman

“Aşk Seni Affettim” ve “Yarın Yeniden” romanlarının yazarı Sertap Yar’dan sevgisizliğe, aşka ve cinselliğe dair sürükleyici bir roman.

Birden, onu terk eden babası aklına geldi. “İnsanı babası terk ettikten sonra, sadece hoşlandığı birinin onu terk etmesi insanı ne kadar incitebilir ki” diye düşündü. Belki de, Nathan’ın güven veren kalbinde üstelik büyük bir aşkla yer alması, Duru’nun emin ellerde olduğunu gösteriyordu. Babasına, onunla oynaması için çok yalvarmıştı. Yalvardığı için mi oynamamıştı babası acaba onunla? Bu yüzden mi, en azından ondan hoşlandığını bile söyleyemiyordu Nathan’a… Ya ona âşık olursa! Ya sonra, Nathan da onu terk ederse… Hayır, hayır! Asla hiç kimseye yalvarmayacaktı bu hayatta.

Erkek çocuğunu güvence olarak gören bir baba;
Dışlanan melankolik bir emo…
Şımartılmış bir kız çocuğu…
Cimri ve aşırı otoriter bir babanın, biseksüel oğlu…

Kedere dönüşen hayatların sahibiydi bu çocuklar… Ya sevgiden yoksun büyümüşlerdi, ya da ölçüsüz sevgilerin acısını çekiyorlardı. Ruhlarındaki boşlukları doldurmak adına, aşırı cinsel arzuları yaşayarak tatmin olurken, farklı kimliklere bürünerek arayış içine giriyorlardı. Geçici bir mutluluktu sanki onların yazgısı…

“Sevgisiz” aşırı sevginin ve sevgisizliğin kesiştiği noktada, bencillik ve acının nasıl ortaya çıktığını, her şeye rağmen aşkın; tutkuyla, dansla ve cinsellikle nasıl bütünleştiğini öğrenmek isteyenlerin ilgisini çekecek bir roman.

“Sürgündeki Rüzgâr” – Şeref Bilsel – Toplu Şiirler

18′inci Altın Portakal Şiir Ödülü sahibi şair Şeref Bilsel “Sürgündeki Rüzgâr”da “Dar Zaman Rivayetleri”, “Magmada Kış Mevsimi”, “Mecnûn Dalı” ve “Dünyanın Külü” adlı dört şiir kitabını bir araya getiriyor.

Ölüyü evden çıkarıyorlar
ölüyü dünyadan… ağladıkça
ölüyü gözden çıkarıyorlar
küllüğe basılmış sigara gibi
boynu bükük komşular
kapıda bir çift ayakkabı
siyah mı? hayır simsiyah
su almasın diye kenarları dikişli
-nasıl büyür insan su almadan
gemiler büyür mü yere doğru-

Susma!
‘bu gürültüye dayanamam’ diyor karısı
bir günlük gibi tutuyor bebeğini
duyguları alınmış, sesi alınmış, kaşları…

“Hayatını Değiştir” – Mert Çuhadaroğlu – kişisel gelişim

Hayatını Seç kitabının yazarından sizi hayatınızda yapmak istediğiniz değişiklikleri keşfetmeye ve bunları değiştirmeye rehberlik edecek bir kitap; Hayatını Değiştir

“Unutkandır insanoğlu. En çok da kalbinin sesini dinlemeyi unutur…

Potansiyelini, neler yapabileceğini unutur…

Bir gün hatırlar ve her şey yeniden başlar…”

Hayatını Değiştir

Benim değişim yolculuğum bu cümle ile başladı.

Peki kalbimin sesine kulak vererek hayalimin peşinden gitmek için bir seçim yaptıktan sonra gerçekten neler oldu, neler yaşadım, ne hissettim?

Ben tek bir şey yaptım. Dikkatimi daha çok hayatımda olan güzel şeylere vermeyi seçtim ve hayatımı daha çok sevmeyi öğrendim. Kalbimin sesini dinleyerek potansiyelimin farkına vardım tekrar. Değiştim ve değişimin hep daha iyiye doğru olduğunu gördüm.

Kitabımda 15 yıl denetim ve finans sektöründe çalışan 40 yaşında bir kişinin bir anda kendisini bekleyen güvenli geleceği elinin tersi ile iterek yazarlık ve koçluk yapmaya başlaması ile gelişen hikayemi kişisel gelişim ve koçluk bilgileri eşliğinde özetledim.

Danışanlarımdan izin alarak gerçek hayattan koçluk örneklerine yer verdim. Potansiyelini daha fazla kullanmak ve hayatında değişiklik yapmak isteyen herkesin okumasını tavsiye edebileceğim rehber niteliğinde bir kitap oldu. Gerçek hikayeler her zaman etkileyicidir, bu kitapta anlatılanlar da tam bu nedenle öyle işte.

“Doğanın Ölümü” – Gökçenur Ç. – şiir

Gökçenur Ç.’den yeni kitap: Doğanın Ölümü
“Her Kitabın El Kitabı”, “Söze Mezar” ve “Sırtında Bunca Sözcükle” adlı kitapların yazarı Gökçenur Ç. yeni şiirleriyle okurunun karşısında.

“Doğanın Ölümü” genç yaşta yitirdiğimiz şair Doğan Ergül’e ithaf edilen özel ve güçlü bir şiir kitabı. Kitap Yitik Ülke Yayınları’nca yayımlandı.

Gökçenur Ç.; 1971, İstanbul’da doğdu. Çocukluğu İstanbul, Adana, Urfa, Gaziantep, Antakya, Mersin, Antalya, Muğla, İzmir, Ankara, Eskişehir, Kastamonu, Bartın, Amasya ve Tunceli arasında mekik dokuyarak geçti. İstanbul Teknik Üniversitesi, Elektrik Mühendisliği’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi, İşletme Fakültesi’nde Yüksek Lisans yaptı.

Şiirleri ve şiir çevirileri 1990′dan beri dergilerde yayınlanan Gökçenur Ç.’nin yayımlanan şiir kitapları Her Kitabın Elkitabı (Yitik Ülke Yayınları, 2006), Söze Mezar (Yitik Ülke Yayınları, 2010), Onüç Kuşa Bakmanın Tek Yolu/ L’unico Modo Per Verdere Tredici Merli Tutti Assieme (Türkçe, İtalyanca, I Libri Del Merlo Yayınları 2011, İtalya), Sırtında Bunca Sözcükle (Yitik Ülke Yayınları, 2012), Dünyadayız, Dil De Dünyada, Ne Güzel Herkes Burada/U Svetu Smo Mı, U Svetu Su Rečı, Ovde Je Sve Tako Savršeno (Türkçe-Sırpça çTreci Trg Yayınevi, Sırbistan) Özellikle Balkan ve Amerikan şiirinde onlarca şairden yüzlerce şiir çeviren Gökçenur Ç. bunların yanında, Wallace Stevens, Paul Auster, Anne Carson, Katerina Illiopoulou, Milan Dobricic, Ivan Hristov, Claudiu Komartin’in şeçme şiirlerini ile bir modern Japon Haiku Antolojisi ve Modern Amerikan Şiir Antolojisi’ni Türkçeye çevirdi.

Riga, Vilnius, Istanbul, Athens, Tel-Aviv, Belgrade, Lodeve, Sofia, Zagreb, Edinburgh, Crear ve Cunda’da çeviri atölyelerine ve festivallere katıldı. İstanbul, Gümüşlük ve Tel-Aviv’de birçok şiir çeviri atölyesi organize etti, Kadir Has Üniversitesi’de çeviri etkinlikleri yönetti.

Şiirleri, İngilizce, Almanca, Fransızca, Maltaca, Bulgarca, Yunanca, İbranice, İsveççe, Portekizce, Japonca, Romence, Letonca, Litvanyaca, Makedonca, Sırpça, Hırvatça, Galce, Asturyaca, İspanyolca, Macarca ve Oksitanca’ya çevrilerek saygın edebiyat dergilerinde yayımlandı. Avrupa Kültür Başkenti 2013 Marsilya, kapsamında Lettres Capitales Projesinde adına tek kopya tasarlanan yayımlanmamış şiirlerinden oluşan Türkçe-Fransızca iki dilli elyapımı ve elyazısı bir kitapla yer aldı.

Sonraları seni sen yapan, görünür yara izlerine eklendi
nice görünmeyen izler, yazdın onların da hikâyelerini.
Üç hafta önce bir toplantıya yetişmek için
aceleyle traş olurken çenenin altından kapak kaldırınca
zorunlu bir ara vermiştin zaten pek sevmediğin bu işe.
Bu sabah, yirmi gün aradan sonra sakallarını kesince,
bu önemsiz kazanın yeni bir yara izi eklediğini görüyorsun çenene.
Oysa yıllar önce ne çok istemiştin
yüzünü güzellikten kurtaracak bir faça.

Belki fazla yorgunsun yeni bir izi taşımak için,
belki zor geliyor, yeni bir hikâye uydurmak,
şimdi, orta yaşın eşiğinde
sevmediğini görüyorsun bu yeni izi.

Bir kuşun kurtuluşu uçmaktan, suları çekilmiş bir gölün dibi
kırkından sonra edinilmiş arkadaşların
çocukluk arkadaşlarının yerini tutmaması gibi.

“İstanbul’un Kadınları – Sahnelerin Sultanları” – Haz: Hülya Karakaş

Hülya Karakaş hazırladığı bu özel kitapta 40 ünlü kadın oyuncuyu bir araya getirdi.

Şimdi sıra onlarda. Şimdi onlar konuşacak, biz sessizce dinleyeceğiz. Bu kitap, 1860′lı yıllardan 1940′lı yıllara, oradan günümüze nasıl geçtiğimizi, Mari Nıvart’tan Afife Jale’ye uzanan oyuncu kadınların hikâyesini anlatıyor. Bu kitap, cesaretleri soy isimlerinden büyük kadınların, günümüz ve gelecekteki oyuncu kadınlara hangi kapıları araladığını söylüyor. Bu kitap, burada olan, olmayan, ulaştığım, ulaşamadığım bütün oyuncu kadınları selamlıyor. Mayıs tadında olsun bu kitap. Kitabı eline alanın yüreğine Mayıs direnci yayılsın. Girdiği her eve Mayıs bolluğu, bereketi versin.

Kitapta yer alan sanatçılar:
Alev Oraloğlu, Aslıhan Kandemir, Ayça Bingöl, Ayşen Gruda, Ayşen İnci, Ayşenil Şamlıoğlu, Bennu Yıldırımlar, Bercuhi Berberyan, Berfin Zenderlioğlu, Celile Toyon – Tomris İncer, Çiçek Dilligil, Defne Halman, Defne Şener, Derya Alabora – Hasibe Eren, Esmeray, Göksel Kortay, Günay Karacaoğlu, Güzin Özyağcılar, Hikmet Körmükçü, Jale Karabekir – Şengül Özdemir, Kadriye Kenter, Meral Çetinkaya, Müge Akyamaç, Nedret Güvenç, Nesrin Kazankaya, Nevra Serezli, Nilgün Belgün, Nurseli İdiz, Övül Avkıran, Serpil Tamur, Sevinç Erbulak – Füsun Erbulak, Sumru Yavrucuk, Suna Keskin, Tilbe Saran, Ülkü Duru, Zeliha Berksoy