Devrim Dirlikyapan’dan “İmdat İşaretleri”

İmdat İşaretleri, “genç yaşta aldığı ödüllerle dikkat çeken” Devrim Dirlikyapan’ın 16 yıllık uzun bir aradan sonra yayımladığı üçüncü şiir kitabı… Yollar ve şehirler, anılar ve hayaller arasında parçalanmış bir hayatın kimi zaman sessiz kimi zaman soluk soluğa işaretleri… Lefkoşa’dan Varşova’ya, Gezi Direnişi’nden kentsel dönüşümlere, akademiden casinolara, çok sevmenin mürekkebinden kendine dökülen nehir’lere, kaybolmuş yıllardan donmuş anlara yayılan geniş bir atlasın şiirleri… Her şeye rağmen parçaları birleştirmeye çalışan bir yap-boz mahkûmunun dinmek bilmeyen çağrısı belki de… “Sisin içinde yola çıkan iç konuşmaların uğultusu”… Müzikten sinemaya, edebiyattan tiyatroya yaptığı göndermelerle sesine ses katan onlarca imdat biçimi…

Sırtımda paramparça evimle
kaplumbağanın izlerini arar gibi karda
susuyorum bir ağıtın parçaları arasında
şehrim benim, mutlu mahallem
ergen mafya elinde hayıflanan tenha
her yerde taşın gözyaşı, ağacın ağrısı
cam kovanımı öldürmüşler

yazık ki ömrümüz yok
bunca talanı hatırlamaya yetecek kadar
bu ülkenin anılarını nasıl onaracaklar

Yusuf Eradam’dan “Yabancıların Nezaketi” (Ötekileştirmeye Karşı Gerçek Hayattan İyilik, Kardeşlik ve Dayanışma Öyküleri)

Bu kitabın geliri Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışlanmıştır.

Her biri bir filme, romana, öyküye konu olabilecek, yüzümüzü süsleyecek gerçek yaşam öyküleri. Hayal gücümüz artık iyiliğe, kardeşliğe, dayanışmaya çalışmaz oldu. Bu yüzden öğrencilerim, eş dost bir araya geldik ve anlattık, derledik, toparladık bu öyküleri; iyilik, kardeşlik, dayanışma gerçek hayatta çoğalsın diye… - Yusuf Eradam

Sema Fener’den “İngilizceden Türkçeye Açıklamalı Sinema Televizyon Video Terimleri Sözlüğü”

Sema Fener’den 3.000′den fazla terimi ve açıklamasını içeren sinema-televizyon-video sözlüğü! 

Sinema ve televizyon sektöründe çalışanların, post prodüksiyon sektörü elemanlarının, üniversitelerin sinema-TV bölümü öğrencilerinin, sinema sanatı ile ilgilenenlerin, meraklı sinema izleyicilerinin yabancı dildeki yayınları dil sorunundan dolayı takip edemediklerini düşünerek hazırladığım ‘HD Sinematografi’ kitabına ek olarak şimdi bu sözlüğü hazırladım.

Bu sözlükte sinema, televizyon ve video uygulamaları ile ilgili İngilizce sözcüklerin, (Sinemayı konu alan İngilizce yayınların bolluğunu düşünerek) teknik terimler, sinema akımları, başlıca sinema kuramları ve kurumları, sinema tarihinde önem taşıyan olay ve keşifler ile ilgili temel kavramlar olmak üzere, Türkçe karşılıklarını ve kısa açıklamalarını bulacaksınız.Her an başvurulabilecek, okunması kolay, kullanılması pratik bir sözlük olmasını umuyorum…

Bade Osma Erbayav’dan “Tatavla’da Bir Delirme Vakası”

“Tatavla’da Bir Delirme Vakası” Bade Osma Erbayav’ın ilk öykü kitabı. Bir ilk kitaba göre oldukça yoğun, keskin, büyülü ve güçlü öyküler var bu kitapta… Öykü okuru boşuna beklemiş olmayacak. Edebiyat lezzetini özleyenler için çok özel bir kitap…

“Doru atlar öldüğünde, viran ahırlar birer birer çöktüğünde, derin kuyular sebepsiz kuruduğunda, laternalar ansızın sustuğunda, bahara sevdalı insanları kentten sürdüklerinde ve Tatavla bir daha barışmamak üzere hayata küstüğünde Zaman Apartmanı’nın uzleti başlamış olmalı.”

Turgay Yılmaz’dan “Felç”

“Korkak Yiğitler”in yazarı Turgay Yılmaz’dan ölüm oruçları sürecine değinen sarsıcı bir roman: FELÇ! 

“Hayata Dönüş Operasyonu”, Türkiye’de cezaevlerindeki bazı tutuklu ve hükümlülerinin F Tipi hücre sistemine ve tecrit uygulamasına direnmek için 20 Ekim’de başlattıkları açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerine karşı, 19 Aralık 2000 tarihinde, 20 cezaevine birden yapılan, 2′si asker 30′u tutuklu 32 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı, binlerce güvenlik görevlisi tarafından gerçekleştirilen operasyonlara verilen resmi addır.

Roman kahramanımız Bolay Demir, siyasi bir dava yüzünden girdiği cezaevinden açlık grevleri neticesinde yakalandığı Wernicke-Korsakoff sendromu nedeniyle felçli olarak çıkıyor, yattığı yatağından televizyon vasıtasıyla bir dönemin Türkiye’sine bakıyor… Bolay’ın öyküsü “insanlığın” öyküsüne dönüşüyor… “Korkak Yiğitler” adlı romanıyla çıkış yapan Turgay Yılmaz, “Felç”te okurunu acının sınırlarında dolaştırıp gerçeğin keskinliğiyle tanıştırıyor.

Sabri Kuşkonmaz’dan “Göç Öyküleri” (30 yazardan öyküler)

30 yazardan “Göç Öyküleri”

Kimdir hiç göç etmemiş olan? Var mıdır böyle bir kişi yeryüzünde?
Ne Kavimler Göçü ne de kırdan kente göç gibi büyük başlıklardan söz ediyoruz. Bunlar da içinde olmak üzere, daha yalın ve kişisel göçler. Örneğin bir evden diğerine, aynı kentte ve aynı sokakta olsa bile. Daha farklı olan göçler; bir aşktan diğerine! Peki, akla gelen ve gelmeyen tüm göç türlerin dışında kaldığını iddia eden var mıdır? Şairin “yerleşik yabancı” sözünü bile kabul etmeyen varsa, iddiamız odur ki her insan göçmüştür, göçmendir. 

Göç öyküsü olmadığını ileri sürene yanıtımız; doğum da bir göçtür. Hem de büyük göç. İlk yerleşilen, en korunaklı yerden, anne karnından dışarıya, “korkunç” bir dünyaya zorunlu göç!

Zaten her göç, aslında acıyı taşır içinde. Görünür ya da görünmez olsun; bir acı vardır, mutlu göçlerde bile… en acısı da ölüme göç… Yitik Ülke Yayınları pek çok tematik kitap yayımladı; “Bozcaada Öyküleri”, “Cunda Öyküleri”, “Olimpos Öyküleri”, “80′lerde Çocuk Olmak”, “90′lar Kitabı”, “Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı”, “Mutsuz Aşk Vardır” ve “Yitik Öykü”… Bunların arasına “Göç Öyküleri” de katılıyor… - Sabri Kuşkonmaz-

***

Kitapta yer alan yazarlar: A. Kamil Olgun, Arife Kalender, Aslı Özer, Ayşe Kilimci, Belma Fırat, Ceren Olpak, Coşkun Karabulut, Esra E. Karaosmanoğlu, Gülden Çakır, Gülümser Kalender Tezcan, Halil İbrahim Özcan, Hayri K. Yetik, İncila Çalışkan, Mehmet Sarsmaz, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Meltem Bayrak, Nazmi Bayrı, Neşe Tekin, Nurdan Atay, Onat Zeybek Kuşkonmaz, Orhan Tuncay, Önder Balıkçı, Remzi Karabulut, Sabri Kuşkonmaz, Sedef Özkan, Sultan Su Esen, Tülin Dursun, Ümit Yılmaz, Yasemin Yılmaz, Yaşar Seyman, Zeynep Aliye

Gökçe İspi Turan’dan “Âdem Âdemoğlu’nun Tek Muzaffer Günü”

Geçmiş ya da gelecek olması hiç fark etmez, istediği zaman dilimlerine uyanabilme yeteneği olan bir adam şu hayatta neler yapamaz, değil mi! Âdem Âdemoğlu, Serra gibi sert bir duvara çarpınca anladı sıradan dünyasının sınırlarını. Aşkı, nefreti, şiddeti, şefkati… Onunla keşfetti en muzaffer anını, kurtuluşunu. Oysa kendi kendine de öğrenebilirdi bunları. İstediği yaza, istediği kışa, isterse çocukluğuna, hatta kendi nihayetine gidebilecek bir adam, hayatın tüm sırlarına birkaç saatlik bir uyku sayesinde ulaşabilecekken, bu sırlara ulaşmayı neden istemez? Bunun cevabını bir tek Âdem bilebilir. Gökçe İspi Turan ilk romanı “Arabada Kim Var”dan sonra bir başka polisiyeyle, bu kez Yitik Ülke etiketiyle, okurlarının karşısında. “Âdem Âdemoğlu’nun Tek Muzaffer Günü”, heyecanı, koşturmacayı, gizemi ve pek tabii ki polisiye severleri sayfalarına bekliyor…

Nalân Tuntaş’tan “Zor Yıllar”

Sarıkamış’tan Cumhuriyete uzanan destansı bir roman! Nalân Tuntaş’tan “Zor Yıllar”

Dünya Savaşı’nın yol açtığı çalkantılarla yoğrulan Anadolu, 20. yüzyıla, batıdan doğuya, kuzeyden güneye tam bir kuşatma altında girmektedir. Oysa Anadolu, tarih boyunca koynunda barınanları ayrımsız kucaklayan; karlı dağlarını, verimli ovalarını, berrak akarsularını, ak sütünü sunan müşfik bir anadır. Nalan Tuntaş, işte bu duyarlığını işleyerek; kurgusuyla, olay örgüsüyle Dünya Savaşı yorgunlarını romanlaştırıyor. Zor Yıllar, Sarıkamış’tan Cumhuriyete uzanan süreçte cephelerde, sınır boylarında yurdunu savunan Sarı Saffet´in kişiliğinde ve onun çevresinde somutlaş Mehmetçiğin destanıdır.

Ahmet Çağlayan’dan “Ölüm Benden Üç Yaş Büyük”

“Ş”nin yazarı Ahmet Çağlayan’ın yeni romanı: “Ölüm Benden Üç Yaş Büyük”

Hastayım abi, bilmiyorsun sen. Hastalığımın sebebini, sırf senin sözlünle evlendiğim için, diye düşünüyordum son günlere kadar. Sadece o değil, her şey çok kirlendi artık. “Ne halt etmeye yaşıyorsunuz?” diye sorarsan, sanırım onu kimse bilmiyor. Doğrusu, ben de bilmiyorum. Yaşayanlar, ölümü çok abartıyorlar. Oysaki yaşam dedikleri şey, yalnızca uzun bir oyalanma sürecidir. Sen buralarda fazla oyalanmadan gittin, hepsi o kadar. Hasta oluğum için bunları anlattığımı düşünme. Siz ölüler de, yaşamı gözünüzde büyütüyor olabilirsiniz. Ayrıca ben hastayım diye, sakın üzülme. Alışıyorum ben her şeye. Çok garip bir yer burası. Büyük bir mutluluk içerisinde, kanseri yendiğini söyleyen insanları görüyorum. Çoğunluğu yaşlı sayılır. Ölümsüzlüğü keşfetmiş gibi, haykıracaklar neredeyse. Oysa ölüm anını, kısa bir süreliğine ertelediklerini düşünmek istemiyorlar. Yolun sonunu görmek, huzursuz ediyor insanları. Ölülerin nasıl vakit geçirdiklerini bilmiyorum ama biz vaktimizin büyük bölümünü sevgisiz geçiriyoruz burada. Dedim ya, garip bir yer burası. Çok güzel bir kadın, kendisine âşık olan erkeklerin sonraki yaşamlarını büyük oranda tayin ediyor mesela. Bir erkek aşkına karşılık bulursa, evlenerek bir ömür memur hayatı yaşamaya başlıyor. Aynı kadına âşık olup da reddedilen diğer erkekler ise, yetenekleri ölçüsünde şair, yazar, müzisyen, ressam, dindar ya da devrimci oluyorlar.

Banu Taylan’dan çocuklara ve çocuk kalanlara “Kahkahalar mı Duyuyorum?”

Kayıp Soytarısını Arayan Prensesin Macerası: “Kahkahalar mı Duyuyorum?”

Prenses en keyifli kahkahalarını soytarısı Cızıbızı Cu ile atardı. Güneşli bir sabah uyandığında onu hiçbir yerde göremedi. Kaybolduğunu anlayınca çok üzüldü. Boncuklu Saray’a gelen dünyanın en komik soytarıları bile onu güldüremedi. Karganın bir gelip, “Senin soytarını birkaç adam alıp götürdü bahçedeki labirente,” deyince, hemen yola çıktılar onu bulmak için. Soytarısı kaybolduğu için kendi kendine gülemeyen Prenses Zaza Mitilla Kormizko kahkahalı, sihirli macerasında kavuşabilecek mi acaba soytarısına? Atabilecek mi kocaman kahkahalar?