Kadir Aydemir’den “Yitik Öykü” – 119 yazarlı kısa öyküler kitabı

Ağaca dönüşen ilk kitap: Kadir Aydemir’in yayına hazırladığı “Yitik Öykü” kitabı çıktı, tüm kitapçılarda

Twitter üzerinde Yitik Ülke (@yitikulkeyayin) okurlarıyla beraber hazırlanan bu kitap yaratıcı kısa öykülerden, hatta tam anlamıyla kıpkısa öykülerden oluşuyor. Birkaç cümle ile bir öykü dünyası yaratmanın ne kadar zor olduğunu bilmeyen yoktur, işte bu kitapta yazılan öyküler bu türün hem iyi hem de keyifli yeni örneklerini bir araya getiriyor.

“Yitik Öykü” kitabının tüm geliri ile ağaç fidanları ve çeşitli tohumlar alıp hep birlikte bir “orman” kurmak istiyoruz. Kısa öykünün çarpıcı ve çekici yolculuğuna davetlisiniz. Bize katılın. Bu kitabı okuyun.

Sıtkı Silah – “Giden Yolcu”

Sıtkı Silah çarpıcı öyküleriyle edebiyat yolculuğuna devam ediyor. “Gelen Yolcu” adlı kitabıyla çıkış yapan başarılı öykücü Sıtkı Silah, yeni kitabı “Giden Yolcu”da birbirinden ilginç öykülerini bir araya getiriyor. Edebiyat okuru için sıkı bir yolculuk şansı. İyi okura, gitmek isteyenlere, gidenlere ve kalanlara önerilir…

“Hediye paketlerini seviyorum, kahretsin! Kurşunkalem açmayı, çorba üflemeyi ve eve dönmeyi seviyorum… Günlük tutmayı seviyorum, kahretsin! Telefon beklemeyi, fotoğraf çektirmeyi, günün birinde muhteşem bir bahçe görmeyi umut etmeyi seviyorum…”

Haluk Şahin’den “Büyüyor Üzümler Bağlarda” – Bozcaada Haikuları – Adaikular

Bozcaada âşığı Haluk Şahin’in haiku şiirleri: Adaikular

Adaikular, Haluk Şahin’in Bozcaada’ya yazdığı minik aşk notları olarak okunabilir. Geleneksel Japon şiiri Haikuları anımsatmakla birlikte, Adaikular herhangi bir vezin kaygısı taşımadan yazılmış özgün ve özgür şiirciklerdir. Haikular gibi, doğadaki en küçük devinimlerin bile büyük anlamlar içerdiği sezgisinden yola çıkarlar. Troya’nın tam karşısına düşen ve poyrazın egemen olduğu adada, doğa sürekli değişirken görebilenlere seslenmektedir:

Sus, bak ve dinle!

Bozcaada üç dilli bir adadır: Gündüzleri Türkçe konuşur, geceleri Rumca rüya görür ve turist baskınına uğradığından beri İngilizce öğrencisidir. Haluk Şahin, bu yüzden Adaikularını Elisavet Haritonidu Kovi’nin Yunanca ve Ayşe Şahin’in İngilizce çevirileri ile üç dilde sunuyor. “Büyüyor Üzümler Bağlarda” bu özellikleriyle de şiirimizde özel bir yerde duracaktır.

“Eski Sevgililerinizden Kurbağa Yapılır” – Özlem Kumrular

Geliri SOMA’ya bağışlanan muhteşem bir kitap: “Eski Sevgililerinizden Kurbağa Yapılır” 

Yok, sonradan böyle olmadım, tam olarak böyle doğdum. Sürprizli bir “hayat vakaları silsilesi” içinde şehirden şehre, ülkeden ülkeye savrulurken bir insan evladının başına fiziksel olarak ne gelemezse o beni buldu. Bu kitapta Küba’nın, Trinidad sahillerinin, Ljubljana, Malta, Sakız Adası, Ohrid, Belgrad, Limoges, İtalya’nın kimseciklerin gitmediği şehirlerini vesaire koordinatı birlikte dolaşıp gülelim istedim.

Bu kitapta unuttuğunuz kitapları, hiç görmediğiniz yerleri, memleketimin şenlikli Rock müzisyenlerini, yazarlarını, kelimelerin nereden geldiğinin en bitirim hikâyelerini, Napolililerin koskoca Amerikan kruvazörünü sis altında limandan nasıl çaldığı gibi sayısız gerçek vakayı, Fidel’in ne yemeyi sevdiğini, Che’nin hangi dersten kaldığını öğrenecek, hiç bilmediğiniz yemekleri tadacaksınız.

Kahramanlarımız yakın çevremdem: Karnaval gecesinden doğrudan üniversitedeki dersine tavşan kılığında giden bir tarih hocası (olay Salamanca’da geçiyor), Kemancı’da büyütülmüş üç yaşında bir kardeş, tatile gitmeden önce 100 tane civcivi yarım çuval mısırla komşuya bırakan çılgın bir çift, felsefe okula olarak kullanılan bir deniz fenerinin maceraperestleri, Türkiye şartlarında görüp görebileceğei tek prens Çokoprens olan bir dizi kız arkadaş, danaya ortak olan bir Sardinyalı, “Hocam Madame Bovary’den hangi kitabı okuyayım?” diye soran öğrenci modelleri, Ekvador devlet başkanı Rafael Correa ve kimler kimler… Ruhu çocuk bahçesinde kalmış bir kızın maceralarıyla bırakın pencerenizden içeri kahkaha girsin.

“S.ktir Git İsakovski” – İgor İsakovski – Çeviri: Gökçenur Ç.

Bukowski, Eski Yugoslavya’da doğsa, çocukluğunda ülkesi parçalansa, iki kızı olsa, şiir kitapları yayınlayıp bisikletiyle dört ülkede dağıtıyor olsaydı neler yazardı? Çağdaş Makedon şiirinin en güçlü temsilcilerinden biri İgor İsakovski’nin şiirleri saçlarınızı okşamadığı anlarda suratınıza bir tokat gibi iniyor.
- Gökçenur Ç. -

bugün yine birinin doğumgünüydü
bugün yine biri gömüldü

bugün: evlilikler, cinayetler, öpücükler ve kan.
bugün. yarın yine. aynı dün de. bugün:
ıssız ellerime yağıyor yağmur, kente yağıyor
bir sirk çadırına yağar gibi, yağıyor herkesin üstüne,

sevgilim ikimizin üstüne. geri dön diye
yalvaran sesimin,
açlıkla yağmaladığımız yağmurun üstüne,
açık ağızlarımıza. rüzgârın arasından, küçük damlacıklarla.

keşişlerin ve kasiyerlerin üstüne yağıyor yağmur,
palyaço maskelerinin, tören alaylarının,
iğrenç aksesuvarların üstüne. yağmur, bugün.
taştan doğruluğa ve küçük yalanlara.

“Çarşı Ulan!” – Erk Acarer

Bu kitabın geliri yazarı tarafından “1 Umut Derneği”ne bağışlanmıştır.

19.03, aşkın saati…
Akrep ve yelkovan siyah beyaz bir kadranın ortasında “başkaldırı” sertliğinde dönüyor.
Ihlamurdere Caddesi hıncahınç insan dolu. Kadınlar, adamlar, gençler, yaşlılar kol kola. Omuzlarda çocuklar var. Siyah beyaz bayraklar sallanıyor. Sloganlar korna seslerine karışıyor. Meşaleler yakıldığı vakit Taksim’e doğru yürüyüş başlıyor. Her adımda kalabalık daha da artıyor. En öndeki kırmızı pankartın üzerinde siyah, kalın harflerle “çArşı” yazıyor. Valideçeşme’den Nişantaşı’na uzanan yolda insan sayısı on binlerle ifade ediliyor. Yol üzerindeki evlerin camlarından, balkonlarından bakanlar yürüyüş koluna çiçekler yağdırıyor. Orada olanların hiçbiri, hiçbirimiz o akşamüzeri güneşini de, omuzlarımıza düşen karanfilleri de asla unutmayacak, unutmayacağız.

Nişantaşı’ndan Harbiye’ye ulaşan istikamette hep bir ağızdan bağırılıyor: “Sosyete uyuma, direnişe sahip çık!”
çArşı bir derbi maçına değil, adeta güneşe doğru yürüyor. Tarihte eşi benzeri olmayan, tüm dünyanın huşu içerisinde seyrettiği bir fenomenin, bilinen ezberleri tuz buz etme öyküsü bu! Bir futbol takımının taraftar grubu alışılmamış biçimde hatırı sayılır toplumsal mücadelenin ana dişlisi oluveriyor. Haziran Direnişi hafızalara çArşı’yla kazınıyor…

“Barış Ne Oldu Bilmiyorum” – Namık Kemal Behramoğlu

Bu yazılanlar, genç yaşta noktalanan bir insan hayatının hikâyesidir… Gerçeğe sadık kalınmış, abartılmamış, yaşananların yansıtıldığı bir hayatın hikâyesi… Uzun süre düşündüm: Bir kısmına tanık olduğum, bir kısmını bu insandan ve yakınlarından dinlediğim bu acı dolu, kahır dolu, ihanet dolu, sevgi ve özveri dolu kısacık hayatı yazmalı mıyım diye!.. Beni derin biçimde etkileyen, hayata bakışımı zaman zaman altüst eden bu insanın hayatını yazmakla ona haksızlık eder miyim diye düşündüm. Çünkü o yaşamıyor artık. Onun izni olmadan, bunların yazılması ne ölçüde dürüst bir davranış olur? Karar veremedim uzun süze. Sevgiyi, sevdayı, onurlu olmayı kısacık hayatına sığdıran ve beni ölümü ile hüzne boğan bu insanın hayatını yazmaya karar verdim sonunda. İzin alabileceğim aklı başında kimsesi olmadığı için, bu hayat hikâyesinde sadece isim değişikliği yapmak zorunda kaldım. - Namık Kemal Behramoğlu

“Şey” – Mutlucan Güvendir – Şiir

İzmir’de yaşayan, yıllardır şiir dergilerinde şiirleri yayımlanan şair Mutlucan Güvendir, ilk şiir kitabı “ŞEY” ile şiir okuruna merhaba diyor. “ŞEY”, oyunlarla dolu çarpıcı bir şiir yolculuğu…

Akşamsız kalma, yüzünü indir şuraya,
bin tabut kokusuyla taşındın tenhadan 
susamış bir yangından geçip de geldin 
gecenin defterinden dökülen uykuya

“Sevgisiz” – Sertap Yar – roman

“Aşk Seni Affettim” ve “Yarın Yeniden” romanlarının yazarı Sertap Yar’dan sevgisizliğe, aşka ve cinselliğe dair sürükleyici bir roman.

Birden, onu terk eden babası aklına geldi. “İnsanı babası terk ettikten sonra, sadece hoşlandığı birinin onu terk etmesi insanı ne kadar incitebilir ki” diye düşündü. Belki de, Nathan’ın güven veren kalbinde üstelik büyük bir aşkla yer alması, Duru’nun emin ellerde olduğunu gösteriyordu. Babasına, onunla oynaması için çok yalvarmıştı. Yalvardığı için mi oynamamıştı babası acaba onunla? Bu yüzden mi, en azından ondan hoşlandığını bile söyleyemiyordu Nathan’a… Ya ona âşık olursa! Ya sonra, Nathan da onu terk ederse… Hayır, hayır! Asla hiç kimseye yalvarmayacaktı bu hayatta.

Erkek çocuğunu güvence olarak gören bir baba;
Dışlanan melankolik bir emo…
Şımartılmış bir kız çocuğu…
Cimri ve aşırı otoriter bir babanın, biseksüel oğlu…

Kedere dönüşen hayatların sahibiydi bu çocuklar… Ya sevgiden yoksun büyümüşlerdi, ya da ölçüsüz sevgilerin acısını çekiyorlardı. Ruhlarındaki boşlukları doldurmak adına, aşırı cinsel arzuları yaşayarak tatmin olurken, farklı kimliklere bürünerek arayış içine giriyorlardı. Geçici bir mutluluktu sanki onların yazgısı…

“Sevgisiz” aşırı sevginin ve sevgisizliğin kesiştiği noktada, bencillik ve acının nasıl ortaya çıktığını, her şeye rağmen aşkın; tutkuyla, dansla ve cinsellikle nasıl bütünleştiğini öğrenmek isteyenlerin ilgisini çekecek bir roman.

“Sürgündeki Rüzgâr” – Şeref Bilsel – Toplu Şiirler

18′inci Altın Portakal Şiir Ödülü sahibi şair Şeref Bilsel “Sürgündeki Rüzgâr”da “Dar Zaman Rivayetleri”, “Magmada Kış Mevsimi”, “Mecnûn Dalı” ve “Dünyanın Külü” adlı dört şiir kitabını bir araya getiriyor.

Ölüyü evden çıkarıyorlar
ölüyü dünyadan… ağladıkça
ölüyü gözden çıkarıyorlar
küllüğe basılmış sigara gibi
boynu bükük komşular
kapıda bir çift ayakkabı
siyah mı? hayır simsiyah
su almasın diye kenarları dikişli
-nasıl büyür insan su almadan
gemiler büyür mü yere doğru-

Susma!
‘bu gürültüye dayanamam’ diyor karısı
bir günlük gibi tutuyor bebeğini
duyguları alınmış, sesi alınmış, kaşları…